Enstitüden Haberler

“Çocuk Koruma Kanunu’nda Güncel Yaklaşımlar ve Uygulamalar” Paneli Düzenlendi

Enstitü Sosyal, Aile Gelişim Programı (alge) kapsamında 15 Ocak 2026 tarihinde düzenlediği “Çocuk Koruma Kanunu’nda Güncel Yaklaşımlar ve Uygulamalar” başlıklı çevrim içi panel ile, çocuk adalet sistemini ve bu alandaki güncel meseleleri tartışmaya açtı. Enstitü Sosyal Uzman Araştırmacısı Doç. Dr. Turgay Öntaş moderatörlüğünde gerçekleşen panelde, Aile Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı yetkilileri ve araştırmacılar bir araya geldi. Panelde, çocukların korunma süreçleri, yargılama usullerinden mevzuattaki boşluklara, risk tanımından alternatif yaptırımlara uzanan geniş bir çerçevede hem hukuki hem sosyal politika boyutlarıyla ele alındı.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü Özge Aydiş Toy, konuşmasında risk kavramının nasıl değerlendirildiğinin, koruma politikalarının etkinliğini doğrudan belirlediğini vurguladı. Çocuğu toplumun en kırılgan ve geleceğin en belirleyici unsuru olarak tanımlayan Toy, risk altındaki çocuğu yalnızca sokakta ya da evsiz olanla özdeşleştiren dar okumanın yetersizliğine dikkat çekti. Riskin evsiz çocuklar kadar yalnız kalan çocuklar için de ciddi bir tehlike oluşturduğunun altını çizen Toy, bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimi tehdit eden her durumun risk kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Toy, aile yapısındaki işlevsizlikleri, görünmez istismar biçimlerini ve fiziksel olmayan istismar türleri olan duygusal manipülasyon ile çocuğun aşağılanmasını da risk faktörleri arasında saydı.

Adalet Bakanlığı Adil Destek ve Mağdur Hizmetleri Daire Başkanı Meral Gökkaya, çocuklara özgü yargılama usulünü ve diversiyon uygulamasını ayrıntılarıyla aktardı. Türk hukukunun yaş gruplarına göre kurduğu ceza ehliyeti çerçevesini anlatan Gökkaya, 12 yaş altında ceza ehliyeti bulunmadığını, 12-15 yaş arasında suçu kavrama ve davranışı yönlendirme kapasitesinin belirleyici olduğunu, 15-18 yaş grubunda ise ceza ehliyetinin tam kabul edilmekle birlikte yaş indirimi uygulandığını söyledi. Son yıllarda en yoğun tartışılan meselenin 15-18 yaş arasındaki çocukların olduğunu belirten Gökkaya, bazı suçlarda bu yaş grubundaki çocukların yetişkin gibi yargılanması önerisine ilişkin tartışmalara da değindi. 15-18 yaş grubundaki çocukların, genellikle aile ve toplumun koruyamadığı için suça sürüklendiğini belirten Gökkaya, bu hususta erken müdahalenin kritik önemine dikkat çekti: “Tekrar tekrar suça bulaştıklarında ve yaşları da büyümeye başladığında gerçekten bu çocuklarla ilgili alınan tedbirlerin etkili olma ihtimali çok zayıflamış oluyor.” 

Gökkaya, ülke genelinde 85 çocuk mahkemesi ve 16 çocuk ağır ceza mahkemesinin faaliyet gösterdiğini, 46 ilde mevcut olan bu mahkemelerin asliye ceza mahkemelerinin görev alanına giren işlere baktığını aktardı. Mahkeme kurulacak yoğunluğa ulaşılamayan illerde ise 2021’deki Hâkimler Savcılar Kurulu kararıyla belirli asliye ceza ve ağır ceza mahkemelerinin çocuk yargılamalarına bakmakla görevlendirildiğini de sözlerine ekledi. “Diversiyon”u ise çocuğu resmî ceza yargılamasının dışında tutarak sorumluluğunu onarım ve iyileşme temelli yollarla üstlenmesini sağlayan bir yöntem olarak tanımlayan Gökkaya, bu süreçte ailenin üstlendiği rolün belirleyiciliğini vurguladı.

İbn Haldun Üniversitesinden Dr. Saliha Merve Kaya sosyoloji, psikoloji ve kriminoloji açısından çocuğun suça sürüklendiğinin kabul edilebileceğini ancak ceza hukuku açısından haksızlığı gerçekleştiren failin çocuk olduğunu dile getirdi. Asıl sorunun koruyucu-destekleyici tedbir ile güvenlik tedbiri arasındaki sınırın net olmaması olduğunu ifade eden Kaya, bu belirsizliğin uygulamada karmaşaya, sorumluluğun dağılmasına ve takibin zayıflamasına yol açtığını belirtti. Tedbir kararlarının takibinin hâkimler üzerindeki iş yükünü artırdığını ve bunun tedbir kararı verilmesinin önünde engel oluşturduğunu da sözlerine ekleyen Kaya, bir çocuğun suç işlemesinin çoğunlukla bir ihmal, eksiklik ya da risk ortamına işaret ettiğini, bu nedenle en azından danışmanlık tedbirinin devreye girmesi gerektiğini savundu. Mükerrer suç işleyen çocuklara özgü ayrı düzenlemeler uygulayan ülke örneklerine de değinerek Türk hukuk sisteminde bu alanda özel bir düzenleme bulunmadığına dikkat çekti.

Enstitü Sosyal Araştırmacısı Fatma Betül Ercan da Çocuk Koruma Kanunu’ndaki güncel değişiklik ihtiyaçlarını ele aldı. Ercan yetişkinlerin yargılanma sürecinin suç üzerinden ele alındığını, çocuklar konu olduğunda ise yaşın, içinde bulunulan durumun ve ailevi faktörlerin belirleyici olduğunu belirtti. Çocuğun yargılama sürecini risk tespitinden ceza kararına uzanan bir bütün olarak okuyan Ercan, koruyucu ve destekleyici tedbirlerin uygulanma süreçlerinin mevzuatta açık ve net biçimde düzenlenmesi, kimin neyden sorumlu olduğunun ve takibinin nasıl yürütüleceğinin tanımlanması gerektiğinin altını çizdi. Bu düzenlemelerin, risk altındaki çocukların bu gruptan çıkmasının önünü açacağını da sözlerine ekledi. Ceza yargılamasına gelindiğinde ise hapis cezasından önce alternatif yaptırımlara başvurulması gerektiğini savunan Ercan, onarıcı bir sürecin çocuğun suçla kurduğu ilişkiyi köklü biçimde dönüştürebileceğini ifade etti. 

İki Nokta

Kitap tanıtımı, biyografi, araştırma raporu, değerlendirme ve inceleme yayınları ile bölgesel veya küresel ölçeklerde güncel ya da yapısal sorunlar.