Eylül 2024 | Dünyadan Araştırma Gündemi
İlkokul Öğrencileri İçin Bir Sosyal Beceri Programının Değerlendirilmesi: “We Have Skills”
Bu makale, “We Have Skills” adlı sosyal beceri programının, erken ilkokul öğrencilerinin akademik ve sosyal becerileri üzerindeki etkisini değerlendiren bir çalışmadır. Günümüz eğitim ortamlarında, erken yaşlarda öğrencilerde davranış sorunlarının artmasının uzun vadeli olumsuz sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle, sosyal becerilerin erken yaşlarda sistematik olarak öğretilmesi, öğrencilerin hem akademik başarılarını hem de sosyal uyumlarını artırabilir. Ancak mevcut sosyal beceri müdahaleleri, özellikle zorlayıcı davranışlar sergileyen öğrenciler üzerinde sınırlı etki göstermektedir. “We Have Skills” Programı, tipik olarak 8 oturumdan oluşur ve her oturum belirli bir sosyal beceriye odaklanır. Öğrenciler, iş birliği, dinleme, yardım etme, talimatları takip etme, düşünmeden hareket etmeme, sabırlı olma ve başkalarına saygı gösterme gibi sosyal becerileri öğrenirler. Program aşağıdaki bileşenleri içerir:
- Videolar: Her oturumda, belirli bir sosyal beceriyi tanıtan ve uygulamalı örnekler sunan kısa animasyon videolar izlenir.
- Şarkılar ve Eğitsel Materyaller: Öğrencilerin sosyal becerileri eğlenceli bir şekilde öğrenmelerine yardımcı olacak şarkılar ve materyaller sunulur.
- Sınıf İçi Uygulamalar: Videoların ardından öğretmenler, öğrencilerle birlikte becerileri sınıf ortamında uygular ve pratik yapmalarını sağlar.
- Öğretmen Rehberliği: Programın her aşamasında öğretmenler, öğrencilere geri bildirim verir ve becerilerini günlük hayatlarına nasıl entegre edilebileceklerini açıklar.
Bu yapı, öğrencilere sosyal becerileri adım adım öğreterek bu becerilerin günlük hayatta kullanılmasını teşvik eder. Programın sonunda, öğrencilerin bu becerileri daha bağımsız bir şekilde kullanmaları hedeflenir.
Amaç
Bu çalışmanın temel amacı, “We Have Skills” adlı sosyal beceri programının, erken dönem ilkokul öğrencilerinin akademik ve sosyal davranışlarını nasıl etkilediğini değerlendirmektir. Ayrıca, öğretmenlerin, sınıf yönetimi becerileri ve öğrencilerle ilişkilerindeki öz yeterliliklerinin bu programla nasıl iyileştiği de araştırılmaktadır. Program, öğrencilerin öğretmen beklentilerini karşılama, sınıf kurallarına uyma ve sosyal ilişkilerde başarılı olma gibi becerileri kazanmalarına yardımcı olmayı hedeflemektedir.
Yöntem
- Araştırma Tasarımı: Araştırmada randomize kontrollü bir deneysel tasarım kullanılmıştır. Katılımcılar iki gruba ayrılmıştır: “We Have Skills” Programı’nı uygulayan öğretmenler ve kontrol grubu.
- Katılımcılar: 60 okuldan 127 öğretmen ve 2.817 öğrenci çalışmaya katılmıştır. 66 öğretmen ve 1.515 öğrenci müdahale grubunda yer alırken, 61 öğretmen ve 1.302 öğrenci kontrol grubunda bulunmuştur.
- Veri Toplama Araçları:
- Öğrencilerin sosyal ve akademik davranışları “Elementary Social Behavior Assessment” (ESBA) ve “Walker-McConnell Scale of Social Competence” (WM) ile ölçülmüştür.
- Öğretmenlerin sınıf yönetimi becerileri “Teacher Sense of Efficacy Scale” (TSES) ile değerlendirilmiştir.
- Öğretmenlerin öğrenci davranışlarıyla ilgili kaygıları “Teacher Concerns Inventory” (TCI) kullanılarak ölçülmüştür.
- Veri Analizi: Çok seviyeli modeller kullanılarak, öğrenci davranışlarının ve öğretmen öz yeterliliklerinin zamanla nasıl değiştiği analiz edilmiştir. Ayrıca programın maliyet etkinliği hesaplanmıştır.
Temel Bulgular
- Davranış ve Sınıf Uyumundaki İyileşmeler
- Öğretmenlerin raporlarına göre, “We Have Skills” Programı’nı uygulayan sınıflardaki öğrenciler, akademik davranışlar ve sınıf uyumu açısından kontrol grubuna göre daha fazla ilerleme kaydetmiştir.
- Sosyal becerilerdeki ilerlemeler, özellikle başlangıçta düşük seviyelerde olan öğrencilerde daha güçlü olmuştur. Başlangıç seviyelerinde sosyal beceri eksiklikleri yaşayan öğrenciler, programdan daha fazla fayda sağlamıştır.
- Öğretmen Öz Yeterliliğinde Artış
- Müdahale grubundaki öğretmenler, kontrol grubundaki öğretmenlere kıyasla sınıf yönetimi becerileri konusunda daha yüksek bir öz yeterlilik düzeyi bildirmiştir. Müdahale grubundaki öğretmenler, sınıf yönetiminde kendilerine daha fazla güvenmiştir.
- Öğrenci Davranışına Yönelik Kaygılarda Azalma
- Müdahale grubundaki öğretmenler, öğrenci davranışlarıyla ilgili daha az kaygı yaşadıklarını bildirmiştir. Programın öğretmenlerin özellikle disiplin sorunları ve motivasyon konularındaki kaygılarını azalttığı görülmüştür.
- Gözlemlenen Öğretmen Geri Bildirimleri
- Gözlemciler, programı uygulayan öğretmenlerin, kontrol grubundaki öğretmenlere kıyasla öğrencilere daha sık olumlu geri bildirim verdiklerini kaydetmiştir. Özellikle “tanımlayıcı övgü” kullanımı, müdahale grubundaki öğretmenlerde anlamlı derecede yüksek bulunmuştur.
- Programın Maliyet Etkinliği
- Programın maliyet etkinliği açısından, sınıf uyumu üzerinde sağladığı etkiler dikkate alındığında, öğrenci başına 5 yıllık süreçte 176 dolar gibi düşük bir maliyetle etkili sonuçlar elde edildiği görülmüştür.
Sonuç
“We Have Skills” Programı, erken ilkokul öğrencilerinde sosyal ve akademik becerileri geliştirmede etkili bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Öğrencilerin, öğretmenlerin beklentilerini karşılayacak beceriler kazandığı ve sınıf içi uyumlarının arttığı görülmüştür. Ayrıca program, öğretmenlerin sınıf yönetimi konusundaki öz güvenini artırmış ve öğretmenlerin öğrenci davranışlarıyla ilgili kaygılarını azaltmıştır. Özellikle, başlangıçta daha düşük sosyal becerilere sahip olan öğrenciler, programdan en fazla fayda sağlayan grup olmuştur.
Gelecek araştırmalar, programın farklı sosyal gruplardaki etkilerini inceleyebilir ve uzun vadede bu tür sosyal beceri eğitimlerinin akademik başarı üzerindeki etkilerini değerlendirebilir. Programın düşük maliyeti ve kolay uygulanabilirliği, diğer okullarda da geniş ölçekte kullanılabilecek potansiyele sahip olduğunu göstermektedir.
Kaynak: Smolkowski, K., Walker, H., Marquez, B., Kosty, D., Vincent, C., Black, C., Cil, G. & Strycker, L. A. (2022). Evaluation of a social skills program for early elementary students: We Have Skills. Journal of Research on Educational Effectiveness, 15(4), 717-747. https://doi.org/10.1080/19345747.2022.2037798
<span style="font-weight: 400;">Erken Çocukluk Eğitimi ve Bakımı Programı’nın Okul Başarıları Üzerindeki Uzun Dönem Etkileri: Orta Çocukluk Dönemi İncelemesi</span>
Bu makale, Norveç’te uygulanan Erken Çocukluk Eğitimi ve Bakımı (ECEC) Programı’nın, orta çocukluk dönemindeki (yaklaşık 10 yaş) çocukların akademik başarıları üzerindeki etkilerini incelemektedir. ECEC, Norveç’te 1-2 yaşındaki çocuklara sunulan bir erken çocukluk eğitimi programıdır ve çocukların bilişsel, dil gelişimi ve sosyal-duygusal becerilerinin desteklenmesine odaklanmaktadır. Programda çocukların erken yaşlardan itibaren sınıf içi öğrenmeye hazırlanması için yapılandırılmış oyunlar, dil becerilerini geliştiren etkinlikler, grup çalışmaları ve sosyal becerilerin geliştirilmesi için çeşitli aktiviteler bulunmaktadır. Ayrıca, çocukların motor becerilerini geliştirmek için fiziksel aktiviteler ve sanat, müzik gibi alanlarda yaratıcı etkinlikler de programın bir parçasıdır.
ECEC’nin temel amacı, tüm çocuklara eşit eğitim fırsatları sunarak sosyal ve akademik eşitsizlikleri azaltmak ve çocukların ilerleyen eğitim yıllarına güçlü bir başlangıç yapmalarını sağlamaktır. Bu çalışmada, programın uzun vadeli etkilerinin değerlendirilmesi ve özellikle düşük sosyoekonomik statüye sahip çocukların başarısı üzerindeki etkisi incelenmiştir.
Amaç
Araştırmanın amacı, Norveç’te 1-2 yaş grubundaki çocuklara sunulan evrensel ECEC Programı’nın, orta çocukluk döneminde (10 yaş civarı) matematik ve okuma başarılarına olan etkisini değerlendirmektir. Aynı zamanda, ebeveynlerin eğitim düzeyine ve gelir seviyesine bağlı olarak programın etkilerinde farklılıklar olup olmadığı araştırılmaktadır.
Yöntem
- Araştırma Tasarımı: Sabit etkiler regresyonu ve enstrümantal değişken (IV) regresyonu kullanılmıştır.
- Veri Seti: Norveç’te geniş çaplı bir kohort çalışması olan MoBa verileri ile ulusal başarı test sonuçları birleştirilmiştir. Araştırma, 102.352 çocuk ve onların ebeveynlerinden elde edilen veriler üzerine yapılmıştır.
- Değişkenler: Çocukların ECEC Programı’na katılım durumu, ebeveynlerin eğitim ve gelir düzeyleri, çocukların 5. sınıfta matematik ve okuma testlerindeki başarıları temel analiz değişkenleridir.
- Veri Analizi:
- Sabit Etkiler Regresyonu: Çocukların ECEC Programı’na katılımının genel başarıya olan etkilerini hesaplamak için kullanılmıştır.
- Enstrümantal Değişken Analizi: ECEC Programı’nın genişletilmesiyle başarıda görülen farklılıkları incelemek için kullanılmıştır.
Temel Bulgular
- ECEC Programı’nın Genel Etkisi
- Sabit etkiler analizine göre, ECEC Programı’na katılan ve özellikle düşük sosyoekonomik statüdeki ailelerden gelen çocuklar matematik ve okuma başarılarında belirgin bir gelişme kaydetmiştir.
- Sosyoekonomik Farklılıklar
- Düşük eğitim düzeyine sahip ailelerin çocuklarında programın etkisi daha belirgin olmuştur. Bu çocuklar matematik testlerinde %6,6, okuma testlerinde ise %5,7 oranında daha yüksek puanlar elde etmiştir.
- Enstrümantal Değişken Analizi Sonuçları
- Bu analiz, özellikle ebeveyn geliri düşük çocuklar için programın etkisinin daha büyük olduğunu göstermektedir. ECEC katılımı, bu çocukların matematik başarılarında %44,1 oranında bir iyileşme sağlamıştır.
- Programın Eşitsizlikleri Azaltma Potansiyeli
- Programın, eğitim düzeyi düşük ebeveynlere sahip çocuklar için eğitim eşitsizliklerini, farklı ebeveyn gruplarında %10 ile %50 oranında azalttığı gözlemlenmiştir. Bu da programın, düşük gelirli ailelerden gelen çocuklar üzerinde uzun vadede olumlu etkiler yarattığını göstermektedir.
Sonuç
Araştırmada kullanılan istatistiksel yöntemler (Sabit Etkiler Regresyonu ve Enstrümantal Değişken Analizi) farklı tahminlerde bulunmuş olsalar da ortak paydada sonuçlar, evrensel ECEC Programı’nın çocukların akademik başarıları üzerinde uzun vadede güçlü ve olumlu etkiler yarattığını ortaya koymaktadır. Bu program hem matematik hem de okuma becerilerinde önemli gelişmeler sağlamış ve çocukların eğitim sistemine daha güçlü bir başlangıç yapmasına olanak tanımıştır.
Programın en önemli etkisi, düşük gelirli ve düşük eğitim düzeyine sahip ailelerden gelen çocukların performansını önemli ölçüde iyileştirmiş olmasıdır. Bu gruptaki çocuklar, ECEC Programı sayesinde orta çocukluk döneminde daha iyi akademik başarı elde etmiştir. Özellikle ebeveyn eğitimi düşük olan çocuklarda programın başarı farklarını önemli ölçüde azalttığı ve eğitimdeki fırsat eşitliğine katkı sağladığı vurgulanmaktadır.
Gelecek araştırmalarda, bu tür evrensel programların uzun vadede diğer bilişsel ve sosyal sonuçlara olan etkileri ve farklı sosyoekonomik gruplar üzerindeki farklılıkları daha derinlemesine incelenebilir. Ayrıca programın farklı ülkelerdeki uygulamaları ve uzun vadeli etkileri karşılaştırılabilir, bu da evrensel erken çocukluk eğitimi programlarının daha iyi tasarlanmasına katkı sağlayabilir.
Kaynak: Zachrisson, H. D., Dearing, E., Borgen, N. T., Sandsør, A. M. J., & Karoly, L. A. (2024). Universal early childhood education and care for toddlers and achievement outcomes in middle childhood. Journal of Research on Educational Effectiveness, 17(2), 259-287. https://doi.org/10.1080/19345747.2023.2187325
<span style="font-weight: 400;">Farkı Kapatmak: Erken Okuma Müdahalesinin Kavramsal Bir Replikasyonu</span>
Bu makale, Norveç’te ilkokul birinci sınıf öğrencilerine uygulanan “On Track” adlı erken okuma müdahalesinin bir konsept replikasyonu üzerine odaklanmaktadır. On Track Programı, okuma güçlüğü yaşayan öğrencileri desteklemek için tasarlanmış bir erken müdahale programıdır. Program, öğrencilere okuma becerilerini geliştirmek amacıyla dört temel bileşen (ABC, rehberli okuma, serbest yazma ve paylaşımlı okuma) içeren, 100 derslik yapılandırılmış bir müdahale sunar. Öğrenciler, bilgisayar destekli bir eğitim oyunu olan GraphoGame gibi araçlarla da desteklenir. Program öğrencilere haftada dört gün, her gün 45 dakikalık oturumlar ile 25 hafta boyunca uygulanmıştır.
Amaç
Bu çalışmanın amacı, daha önce kontrollü bir ortamda etkinliği kanıtlanmış olan On Track Programı’nın, yerel okul yetkilileri tarafından daha geniş bir okul örnekleminde uygulanmasının etkilerini incelemektir. Bu replikasyon çalışmasında, öğretmenlere ve okullara daha fazla özerklik verilerek programın uygulanabilirliği ve etkisi değerlendirilmiştir.
Yöntem
- Araştırma Tasarımı: Bu çalışma, randomize kontrollü deney (RCT) tasarımıyla gerçekleştirilmiştir. Okullar rastgele müdahale ve kontrol gruplarına atanmış ve öğrencilere erken okuma müdahalesi sağlanmıştır.
- Örneklem: Araştırmaya Norveç’teki 42 ilkokuldan 2.421 birinci sınıf öğrencisi katılmıştır. Müdahale grubu, okuma becerilerinde risk altında olan öğrencilerden oluşurken, kontrol grubundaki öğrenciler herhangi bir müdahale almamıştır.
- Müdahale: Risk altında olan öğrenciler, haftada dört gün, 25 hafta boyunca 45 dakikalık okuma becerisi geliştirme oturumlarına katılmıştır. Bu çalışmada, yerel yetkililer programın uygulanmasını üstlenmiş ve öğretmenlere hangi öğrencilerin müdahaleye katılacağına karar vermede daha önceki çalışmalara kıyasla daha fazla özerklik tanımıştır.
- Veri Toplama Araçları
- Sözcük Okuma Testi: Öğrencilerin sözcük tanıma ve okuma hızlarını ölçmek için standart sözcük okuma testleri kullanılmıştır.
- Okuduğunu Anlama Testi: Öğrencilerin okuduğu metinleri anlama becerilerini değerlendiren okuduğunu anlama testi uygulanmıştır.
- Yazma Testi: Öğrencilerin yazı yazma becerilerini değerlendiren yazma testi ile yazım doğruluğu ve dil bilgisi kurallarına uygunluk ölçülmüştür.
- Öğretmen Anketleri: Öğretmenlerden öğrencilerin ilerlemesi, katılım düzeyi ve öz güvenleri hakkında geri bildirim toplanmıştır.
Veri Analizi
- Küme Düzeyinde Analiz: Veri analizi, öğrenci düzeyindeki sonuçları değerlendirmek için çok düzeyli modelleme yöntemleri kullanılarak yapılmıştır. Bu sayede, öğrencilerin bireysel sonuçları ile okul düzeyindeki müdahale farkları arasında karşılaştırmalar yapılmıştır.
- Hedges g: Müdahale etkisinin büyüklüğünü ölçmek için Hedges g istatistiği kullanılmıştır. Bu yöntem, sözcük okuma, okuduğunu anlama ve yazma becerileri üzerinde programın etkisini değerlendirirken tercih edilmiştir.
- Anlamlılık Testleri: Müdahale ve kontrol grubu arasındaki farkların anlamlı olup olmadığını belirlemek için anlamlılık testleri (p < 0.05) yapılmıştır.
Temel Bulgular
- Müdahalenin Etkisi: Müdahale sonucunda, risk altındaki öğrencilerin oranında anlamlı bir azalma gözlemlenmiştir. Kontrol okullarıyla karşılaştırıldığında, müdahale okullarında okuma güçlüğü çeken öğrencilerin oranı %9,5’e düşmüştür (kontrol okullarında %14,3).
- Etkileşimli Gruplar: Müdahale gruplarında, grup büyüklüğü genellikle 5 öğrenci ile sınırlandırılmış, bu da müdahalenin etkinliğini artırmıştır.
- Etki Büyüklüğü: Müdahalenin sözcük okuma, okuduğunu anlama ve yazma üzerindeki etkileri olumlu bulunmuş, ancak etkiler orijinal çalışmaya kıyasla daha düşük seviyede kalmıştır (Hedges g: sözcük okuma 0.31, okuduğunu anlama 0.41, yazma 0.46).
- Öğretmen Geri Bildirimi: Öğretmenler, programın, öğrencilerin okuma öz güvenini artırdığını belirtmiş; ancak müdahale süresinin kısalması ve oturum sayısının azalması etkileri bir miktar sınırlamıştır.
Sonuç
Bu çalışmanın bulguları, On Track Programı’nın Norveç’teki okullarda uygulanmasının, okuma becerileri açısından risk altındaki öğrencilerin sayısını azaltmada etkili olduğunu göstermektedir. Programın yerel okul yetkilileri tarafından geniş ölçekte uygulanabilirliği araştırılmış ve genel olarak olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Özellikle, sözcük okuma, okuduğunu anlama ve yazma becerilerinde belirgin gelişmeler gözlemlenmiştir. Ancak, önceki kontrollü çalışmalara kıyasla, etkilerin daha düşük olduğu kaydedilmiştir. Bu durum, yerel uygulamalardaki farklılıklara ve öğretmenlere daha fazla özerklik verilmesine bağlı olabilir.
Sonuçlar, yerel otoritelerin bir esneklik içinde geniş kitlelere uygulama yapabileceğini göstermiş olsa da orijinal çalışmaya göre müdahale etkilerinin azalmış olması, müdahale programlarının tutarlılığını ve yoğunluğunu korumanın önemini ortaya koymaktadır. Gelecek araştırmalar, On Track Programı’nın farklı sosyoekonomik düzeylerdeki etkilerini inceleyebilir ve daha uzun vadeli izleme çalışmalarına yer vererek programın kalıcı etkilerini değerlendirebilir. Ayrıca, öğretmen eğitimi ve programın uygulanma biçimi gibi faktörlerin, müdahale sonuçları üzerindeki etkisi daha detaylı şekilde ele alınmalıdır.
Kaynak: Solheim, O. J., Foldnes, N., Walgermo, B. R., Bjerke, K. K., Birkedal, I. K., Uppstad, P. H., & Lundetræ, K. (2024). Closing the Gap: A Conceptual Replication of an Early Reading Intervention. Journal of Research on Educational Effectiveness, 1-23. https://doi.org/10.1080/19345747.2024.2333734
<span style="font-weight: 400;">Kişiselleştirilmiş Öğrenme Oyunları ile Erken Matematik Öğrenimini Hızlandırma: Bir Küme Randomize Kontrollü Deneme</span>
Giriş
Bu makale, “My Math Academy” adlı kişiselleştirilmiş öğrenme oyunlarını kullanarak erken yaş matematik becerilerini hızlandırmayı amaçlayan bir müdahale programını ele alıyor. “My Math Academy”, geçiş anaokulu ve anaokulu sınıflarındaki öğrencilerin sayı algısı, toplama ve çıkarma, üç basamaklı sayılarla işlem yapma gibi çocukların temel matematik becerilerini geliştirmek için tasarlanmış, dijital oyun tabanlı bir öğrenme sistemidir. Bu sistem, çocukların öğrenme seviyelerine göre kişiselleştirilmiş içerik ve yerleşik değerlendirme araçları sunarak öğrencilerin matematik bilgilerini geliştirmeyi amaçlar. Programın içeriği, araştırmalara ve ulusal matematik standartlarına (CCSS-M gibi) dayalı olarak oluşturulmuş, erken matematik becerilerini hedefleyen ayrıntılı bir öğrenme planını kapsamaktadır. Program, öğrencilerin her biri için uyarlanabilir oyunlarla, matematik öğrenme yolculuklarını destekler. Program 30 farklı oyun ve 130’dan fazla oyun tabanlı aktivite içermektedir. Her seviyede değerlendirme devam eder ve öğrencinin ilerlemesine göre zorluk derecesi ayarlanır. Öğrencilerin performansına bağlı olarak öğrenme yolu kişiselleştirilir. Program içindeki karakterler ve etkileşimli hikâye anlatımı, öğrencilerin ilgisini çekmek ve öğrenmeyi eğlenceli hâle getirmek için kullanılır.
Amaç
Çalışmanın amacı, “My Math Academy”nin erken çocukluk dönemindeki matematik becerilerinde iyileşme sağlayıp sağlamadığını araştırmaktır. Araştırma, bu dijital öğrenme sisteminin, geçiş anaokulu ve anaokulu öğrencilerinin matematik bilgisini ve matematik öğrenmeye olan ilgilerini artırma üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Yöntem
- Araştırma Tasarımı: Küme randomize kontrollü deney (RCT) kullanılmıştır.
- Örneklem: Bu çalışma, Güney Kaliforniya’daki 4 Title I okulundan gelen 453 anaokulu ve geçiş anaokulu (transition kindergarten) öğrencisi üzerinde gerçekleştirilmiştir.
- Müdahale: Öğrenciler haftada 3 gün, her biri 15 dakikalık oturumlarla, 12-14 hafta boyunca My Math Academy’yi kullandılar.
- Veri Toplama Araçları:
- TEMA-3 (Erken Matematik Yeteneği Testi): Çocukların matematik bilgilerini değerlendirmek için kullanıldı.
- My Math Academy Kullanım Verileri: Öğrencilerin uygulamada geçirdiği zaman ve tamamladıkları oyunlar kaydedildi.
- Öğretmen Anketleri: Programın matematik öğrenme üzerindeki etkisini ölçmek için öğretmen geri bildirimleri toplandı.
- Veri Analizi: Hiyerarşik doğrusal modeller (HLM) kullanıldı, ön test ve gruplar arasındaki farklılıklar kontrol edildi.
Temel Bulgular
- Matematik Başarısı: Müdahale grubundaki öğrenciler, matematik bilgisi ve becerileri açısından kontrol grubundakilere kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek puanlar elde etmiştir. Müdahale grubu, kontrol grubuna göre ortalama %5,71 daha yüksek başarı göstermiştir.
- Oyun Sayısı ile İlerleme Arasında Pozitif İlişki: Öğrencilerin oynadıkları oyun sayısı arttıkça, öğrenme kazanımları da artmıştır. Özellikle en zor becerilerde (20’den geriye sayma, 10’un üstündeki sayıları tanıma gibi) anlamlı kazanımlar elde edilmiştir.
- En Büyük Etki Orta Seviyedeki Öğrencilerde: Ön bilgi düzeyi orta olan öğrencilerde öğrenme kazanımları en yüksek düzeyde olmuştur. En düşük bilgi seviyesindeki öğrencilerde ise kazanımlar daha sınırlı kalmıştır.
- Öğretmen Geri Bildirimleri: Öğretmenler, My Math Academy’nin öğrencilerin matematik öğrenme ilgisini ve öz güvenini artırdığını bildirmiştir. Ayrıca, programın sınıfta kişiselleştirilmiş öğrenme sağlamak açısından değerli bir kaynak olduğunu belirtmişlerdir.
Sonuç
Bu çalışmada elde edilen bulgular, kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimlerinin matematik başarısı üzerindeki olumlu etkilerini destekler niteliktedir. Özellikle programın orta düzeyde matematik bilgisine sahip öğrencilerde daha güçlü bir etki yaratması, bu öğrencilerin hızla temel becerileri kazanıp daha karmaşık becerilere odaklanmalarını sağlamıştır. Ancak, düşük seviyedeki öğrencilerde kazanımlar daha sınırlı kalmıştır. Bu durum, daha düşük bilgi seviyesindeki öğrencilerin, öğrenme eksikliklerini gidermek için daha fazla desteğe ihtiyaç duyduklarını göstermektedir.
Bir diğer önemli bulgu, öğrencilerin oynadıkları oyun sayısı ile öğrenme kazanımları arasında pozitif bir ilişki bulunmasıdır. Bu, oyun tabanlı öğrenme ortamlarının çocuklar üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu ve oyun sayısının artmasıyla öğrenmenin pekiştirildiğini göstermektedir. Öğretmen geri bildirimleri de öğrencilerin matematik derslerine olan ilgilerinin ve öz güvenlerinin arttığını, programın sınıf ortamında kişiselleştirilmiş öğrenmeyi sağlamada değerli bir araç olduğunu vurgulamaktadır.
Gelecek araştırmalarda, kişiselleştirilmiş öğrenme programlarının daha uzun vadeli etkilerini incelemek önemlidir. Özellikle düşük matematik seviyesine sahip öğrenciler için ek desteklerin nasıl geliştirilebileceği araştırılabilir. Bu öğrenciler için daha yoğun veya ek öğretici içerikler sunarak öğrenme farklarının daha etkili bir şekilde kapatılması sağlanabilir. Ayrıca, oyun tabanlı öğrenmenin diğer akademik beceriler üzerindeki etkileri ve farklı demografik gruplarda nasıl sonuçlar verdiği incelenmelidir. Programın daha geniş öğrenci grupları ve farklı sosyoekonomik düzeylerde nasıl bir etki yarattığı da değerlendirilmelidir.
Kaynak: Thai, K. P., Bang, H. J., & Li, L. (2022). Accelerating early math learning with research-based personalized learning games: A cluster randomized controlled trial. Journal of Research on Educational Effectiveness, 15(1), 28-51. https://doi.org/10.1080/19345747.2021.1969710
<span style="font-weight: 400;">29 Ülke Karşılaştırmalı İnceleme: Evlilik ve Erkeklik - “Geçindiren Erkek” Kültürü, İşsizlik ve Ayrılma Riski</span>
Geleneksel “geçindiren erkek (male-breadwinner)” rolü, erkeklerin ana gelir sağlayıcı olarak kabul edildiği toplumsal bir normdur ve bu norm, işsizlik gibi ekonomik zorluklarla karşılaşıldığında evli veya birlikte yaşayan çiftlerde ayrılık riskini artırabilmektedir. Bu makale, bu dinamiği 29 farklı ülkede incelemektedir. Çalışmada, erkeklerin işsizlikle karşılaştığı durumlarda evlilik veya birliktelik dinamiklerinin nasıl zayıfladığı ve boşanma riskinin nasıl arttığı ele alınmaktadır. Araştırma, toplumsal cinsiyet normlarının katılığı ile ayrılma riskinin doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Esnek cinsiyet rollerine sahip ülkelerde bu riskin daha düşük olduğu gözlemlenirken, geçindiren erkek modelinin hâkim olduğu toplumlarda işsizlik, evlilik veya birlikteliklerin sürdürülebilirliğini ciddi şekilde tehdit edebilmektedir. Makale, kültürel ve ekonomik faktörlerin ayrılık riski üzerindeki etkilerini karşılaştırmalı olarak ele alarak, aile politikaları ve evlilik sürdürülebilirliği üzerine önemli çıkarımlar sunmaktadır.
AMAÇ
Bu makalenin amacı, geleneksel geçindiren erkek rolünün işsizlik durumunda evliliklerde ayrılık riskini nasıl etkilediğini 29 farklı ülke bağlamında incelemektir. Araştırma, toplumsal cinsiyet normlarının ve ekonomik koşulların evlilik sürdürülebilirliği üzerindeki etkilerini karşılaştırmalı olarak analiz ederek, geçindiren erkek modelinin geçerliliği hakkında çıkarımlar sunmayı hedeflemektedir.
YÖNTEM
Metodoloji: Karşılaştırmalı olarak ele alınan bu çalışma çok düzeyli modelleme kullanılarak 29 farklı ülkeden elde edilen büyük ölçekli veri setleri ile gerçekleştirilmiştir.
Çalışma Grubu: Araştırma, 29 farklı ülkede evli veya birlikte yaşayan bireyleri kapsamakta olup bu ülkelerdeki toplumsal cinsiyet normları ve ekonomik koşullar dikkate alınarak yürütülmüştür. Katılımcılar, ülkeler arası karşılaştırmayı sağlamak amacıyla büyük ölçekli veri setlerinden seçilmiştir. Toplamda 355.897 katılımcı, 60 yaşın altında olan ve evli ya da birlikte yaşayan çiftlerden oluşmuştur. Bu doğrultuda, geniş bir demografik yelpazede yer alan bireylerin verileri analiz edilmiştir.
Veri Toplama: Veri toplama süreci, 2004’ten 2014’e kadar 29 ülkede evli veya birlikte yaşayan çiftlerden oluşan bir panel veri seti oluşturularak gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda ABD ve Avrupa ülkelerindeki aile ve gelir dinamiklerine ilişkin en yüksek kaliteli uzunlamasına verileri içeren beş büyük panel anketi uyumlu hale getirilmiştir: ABD Gelir ve Program Katılımı Anketi (SIPP), Avrupa Birliği Gelir ve Yaşam Koşulları İstatistikleri (EU-SILC), Alman Sosyoekonomik Paneli (GSOEP), İngiliz Hanehalkı Paneli Çalışması (BHPS) ve Toplumları Anlama Anketi (UKHLS). Veriler, katılımcıların demografik bilgileri, iş durumu ve evlilik sürekliliği ile ilgili bilgileri içermektedir. Çalışmada kullanılan veri setleri, sosyoekonomik ve kültürel faktörleri içeren geniş bir kapsama sahip olup, işsizlik, toplumsal cinsiyet normları ve ayrılık riski gibi ana temalar üzerine odaklanmıştır.
Veri Analizi: Veri analizinde işsizlik, geçindiren erkek kültürü ve ayrılık riski arasındaki ilişkiler hem bireysel hem de ülke düzeyinde sosyoekonomik ve kültürel faktörler dikkate alınmıştır. Ortaya çıkan temalar, toplumsal cinsiyet normlarının ve ekonomik koşulların evlilik sürdürülebilirliği üzerindeki etkilerini belirlemek üzere sürekli karşılaştırma ve istatistiksel modelleme teknikleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Analizler, araştırmanın amaçlarına uygun şekilde ülkeler arası farklılıkları vurgulayan bulgularla sonuçlanmıştır.
TEMEL BULGULAR
Araştırmanın temel bulgularına göre, geçindiren erkek (male-breadwinner) rolüne dayalı toplumsal cinsiyet normları, erkeklerin işsizlikle karşılaştıkları durumlarda evliliklerdeki ayrılık riskini artırmaktadır. Bu bulgu, işsizlik durumunda erkeklerin geçindiren rolünü yerine getirememesiyle evlilik dinamiklerinin zayıfladığını ve ayrılık riskinin arttığını göstermektedir. Araştırmacılara göre bu sonucu destekleyen dört ana bulgu bulunmaktadır:
- Geçindiren erkek modelinin hâkim olduğu toplumlarda, işsizlik, evlilik sürdürülebilirliğini ciddi şekilde tehdit etmektedir.
- Toplumsal cinsiyet normlarının daha esnek olduğu ülkelerde işsizlik durumunda ayrılma riski daha düşüktür.
- Ekonomik koşulların kötüleşmesi, erkeklerin ev içindeki rolünü zayıflatarak evliliklerde stres ve çatışmaya yol açmaktadır.
- Çalışma, cinsiyet eşitliğinin daha yüksek olduğu toplumlarda bu tür sosyal risklerin azaldığını ve evliliklerin daha istikrarlı olduğunu ortaya koymaktadır.
SONUÇ
Bu çalışmanın sonuçları, geçindiren erkek rolünün, özellikle işsizlik durumlarında, evliliklerde ayrılma riskini önemli ölçüde artırdığını ortaya koymaktadır. Erkeklerin işsiz kaldığında geçindiren rollerini yerine getirememeleri, evliliklerde stres ve çatışmalara yol açmaktadır. Toplumsal cinsiyet normlarının daha esnek olduğu ülkelerde bu riskin daha düşük olduğu vurgulanmıştır. Araştırma, toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen politikaların evliliklerin sürdürülebilirliğini artırabileceğini önermektedir. Bu bağlamda, yazarlar cinsiyet rollerinin yeniden tanımlanması ve ekonomik krizlerde ailelerin daha dayanıklı hale getirilmesi için politika geliştirilmesi gerektiğini belirtmişlerdir.
KAYNAK: Gonalons-Pons, P., & Gangl, M. (2021). Marriage and Masculinity: Male-Breadwinner Culture, Unemployment, and Separation Risk in 29 Countries. American Sociological Review, 86(3), 465-502. https://doi.org/10.1177/00031224211012442
<span style="font-weight: 400;">Evrensel Nakit Transferlerinin Doğum Sonuçlarına Etkisi</span>
ABD’de çocuk doğurma, bireysel kararların yanı sıra toplumsal etkenler tarafından da şekillendirilen önemli bir eşitsizlik alanı olarak öne çıkmaktadır. Gelir eşitsizliği, üreme ile ilgili eşitsizliklerin başlıca nedenlerinden biridir; ancak gelirin doğurganlık üzerindeki etkilerine dair net kanıtlar sınırlıdır. Literatürde, genellikle gelir testi uygulanan yoksul ailelere yapılan yardımların etkileri incelenmiş ve bu analizler daha geniş bir nüfusu kapsamaktan uzak kalmıştır. Bu makale ise, 1982’den beri Alaska’da yaşayan tüm sakinlere düzenli olarak yapılan Alaska Daimi Fon Temettüsü (PFD) ödemelerinin, doğurganlık oranları ve kürtaj üzerindeki etkilerini araştırmaktadır. Çalışmanın temel soruları, bu evrensel nakit transferinin doğurganlık oranlarını nasıl etkilediği ve özellikle dezavantajlı gruplarda bu etkinin daha belirgin olup olmadığını incelemeye yöneliktir. Bulgular, PFD ödemelerinin sosyoekonomik olarak dezavantajlı gruplarda doğurganlık oranlarında kısa vadeli artışa yol açtığını, ancak kürtaj oranları üzerinde bir etkisinin olmadığını göstermektedir.
AMAÇ
Bu makalenin amacı, evrensel bir nakit transfer programının doğum sonuçları üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırma, nakit transferlerinin bebek sağlığı, doğum ağırlığı ve hamilelik süreci gibi kritik doğum sonuçları üzerindeki olası etkilerini değerlendirerek bu tür ekonomik politikaların toplumsal sağlık üzerinde ne derece faydalı olabileceğini analiz etmeyi hedeflemektedir.
YÖNTEM
Metodoloji: Bu çalışma, Alaska Daimi Fon Temettüsü (PFD) ödemelerinin doğurganlık ve kürtaj üzerindeki etkilerini incelemek için nicel araştırma metodolojisi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Farklı yıllardaki ödeme miktarlarının nüfus üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla ödeme miktarlarıyla doğurganlık oranları arasındaki ilişkiyi analiz eden istatistiksel modeller uygulanmıştır.
Çalışma Grubu: Araştırmada, 1982-2010 yılları arasında ABD’deki tüm doğumları kapsayan ve Ulusal Nüfus İstatistik Sistemi tarafından sağlanan kısıtlı doğum verileri incelenmiştir. Bu veriler, doğum yapan ebeveynlerin demografik bilgilerini ve hamilelik sürecindeki davranışlarını (örneğin sigara içme, alkol kullanımı ve doğum öncesi kontroller) detaylı şekilde içermektedir. Çalışmada, özellikle Alaska’da yaşayan bireylere ait doğumlar ele alınmıştır. İncelenen ebeveyn özellikleri arasında yaş, ırk, medeni durum, eğitim düzeyi ve doğurganlık yer almaktadır. Yaş grupları, genel uygulamalara uygun olarak beşer yıllık dilimlere ayrılmış ve 15-44 yaş aralığı ile sınırlandırılmıştır. Alaska’nın demografik yapısına göre ebeveyn ırkı Beyaz, Alaska Yerlisi ve diğer olarak sınıflandırılmıştır. Medeni durum evli ve evli olmayan şeklinde iki kategoride ele alınmıştır. Eğitim durumu ise lise altı, lise, üniversite eğitimi ve lisans mezuniyeti ya da üstü olarak ayrılmıştır. Doğurganlık ise ilk, ikinci, üçüncü ve dördüncü ya da daha fazla doğumlar şeklinde kodlanmıştır. Farklı yıllardaki PFD ödeme miktarlarının bireyler üzerindeki etkilerini değerlendirmek için demografik faktörler (yaş, cinsiyet, sosyoekonomik durum) dikkate alınarak veri seti oluşturulmuştur. Çalışma, 15-44 yaş aralığındaki kadınların doğurganlık oranları ve kürtaj verileri üzerinden gerçekleştirilmiştir.
Veri Toplama: Veri toplama sürecinde, Alaska Daimi Fon Temettüsü (PFD) ödemelerinin etkilerini değerlendirmek için eyaletin nüfus ve sağlık kayıtları kullanılmıştır. Veriler, bireylerin doğurganlık oranları, kürtaj istatistikleri ve sosyoekonomik durumları gibi demografik bilgilerden oluşmaktadır. Farklı yıllardaki PFD ödeme miktarlarıyla doğurganlık ve kürtaj oranları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla geniş çaplı nüfus verisi analiz edilmiştir. Verilerin doğruluğu ve güvenilirliği, geçmiş yıllara ait kayıtlarla karşılaştırılarak sağlanmıştır.
Veri Analizi: Katılımcılara ait demografik veriler ve doğurganlık oranları, resmi kayıtlar ve istatistiksel veri setlerinden elde edilmiş; bu çerçevede çok düzeyli regresyon analizine tabi tutulmuştur. PFD ödemelerinin yapıldığı yıllar ile doğurganlık oranları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için ödeme miktarlarıyla ilişkili temalar belirlenmiş ve bu temalar üzerinden analiz yapılmıştır. Ortaya çıkan temalar, doğurganlık artışı ve sosyoekonomik durum etrafında karakterize edilmiştir. Veriler, farklı yıllara göre karşılaştırmalı olarak analiz edilmiş ve sonuçlar 2022 yılında değerlendirilmiştir.
TEMEL BULGULAR
Araştırmacıların temel bulgularına göre, Alaska Daimi Fon Temettüsü (PFD) ödemeleri, özellikle sosyoekonomik olarak dezavantajlı gruplarda doğurganlık oranlarında kısa vadeli bir artışa yol açmaktadır. Bu bulgular dört temel noktada toplanmaktadır:
- Nakit transferlerinin doğurganlık üzerindeki belirgin bir etkisi olmuştur: PFD ödemelerinin ardından bir veya iki yıl içinde doğurganlık oranlarında artış gözlemlenmiştir. Bu artış, özellikle daha düşük sosyoekonomik düzeye sahip gruplarda daha belirgin şekilde ortaya çıkmıştır.
- İlk doğumlarda etki daha yüksektir: Ödemeler, özellikle ilk çocuk sahibi olmayı planlayan aileler üzerinde daha güçlü bir etki yaratmıştır. Ek gelir, ailelerin çocuk sahibi olma kararlarını hızlandırmıştır.
- Kürtaj oranlarında bir değişiklik görülmemiştir: PFD ödemelerinin kürtaj oranları üzerinde herhangi bir etkisi saptanmamıştır. Bu, ödemelerin yalnızca doğurganlık kararlarını etkilediğini göstermektedir.
- Ek gelir, ekonomik kısıtlamaları hafifletmektedir: Araştırma, PFD ödemelerinin düşük gelirli aileler üzerindeki ekonomik baskıları azalttığını ve bireylerin üreme kararlarını daha özgür bir şekilde almalarına olanak sağladığını ortaya koymuştur.
SONUÇ
Bu çalışmanın sonuçları, Alaska Daimi Fon Temettüsü (PFD) ödemelerinin sosyoekonomik olarak dezavantajlı gruplar başta olmak üzere doğurganlık oranlarını artırdığını göstermektedir. Özellikle ilk doğumlarda etkili olan bu artış, ödemelerin bireylerin üreme kararları üzerindeki ekonomik kısıtlamaları hafiflettiğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, PFD ödemelerinin kürtaj oranları üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Bu bulgular, doğurganlık ve üreme sağlığı politikalarının ekonomik desteklerle güçlendirilmesinin, üreme eşitsizliklerinin azaltılmasına katkı sağlayabileceğini göstermektedir.
KAYNAK: Wyndham-Douds, K., & Cowan, S. K. (2024). Estimating the Effect of a Universal Cash Transfer on Birth Outcomes. American Sociological Review, 0(0). https://doi.org/10.1177/00031224241268059
<span style="font-weight: 400;">ABD’de Kentler Arası Göç Ağı Üzerinde Hareketsizlik ve Ayrışma</span>
ABD’de Kentler Arası Göç Ağı Üzerinde Hareketsizlik ve Ayrışma başlıklı bu makale, ABD’de kentler arası göç hareketliliği ve toplumsal ayrışma üzerine odaklanmaktadır. Araştırma, insanların neden daha az hareket ettiğini ve bu hareketsizliğin, yerel topluluklarda nasıl bir ayrışma yarattığını incelemektedir. Göç hareketliliği; ekonomik fırsatlar, eğitim düzeyi, ırksal ve etnik farklılıklar gibi çeşitli faktörlerle bağlantılıdır. Çalışma, kentler arası göç verilerini analiz ederek, hangi toplulukların yerleşik kalma eğiliminde olduğunu ve bu eğilimin toplumsal eşitsizlikleri nasıl derinleştirdiğini ortaya koymaktadır. Hareketsizlik, özellikle kırsal alanlarda ve düşük gelirli topluluklarda daha belirgin olup bu durum toplumsal ayrışmayı daha da artırmaktadır. Makale, ABD’deki sosyal ve ekonomik yapının dinamiklerini anlamak için göç hareketlerinin önemini vurgulamakta ve hareketsizliğin neden olduğu eşitsizlikleri tartışmaktadır.
AMAÇ
Bu makalenin amacı, ABD’de kentler arası göç hareketliliği ve hareketsizlik olgusunu inceleyerek, bu durumun toplumsal ayrışmaya nasıl katkıda bulunduğunu araştırmaktır. Araştırma, göçün azalmasıyla yerleşik kalan toplulukların ekonomik ve sosyal dinamiklerini anlamak ve bu hareketsizliğin toplumsal eşitsizlikleri nasıl derinleştirdiğini ortaya koymayı hedeflemektedir.
YÖNTEM
Metodoloji: Bu çalışma, ABD’de kentler arası göç hareketlerini analiz etmek için nicel araştırma metodolojisi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma, geniş çaplı nüfus ve göç verilerine dayanmaktadır ve bu veriler, ilçeler arası göç ağlarındaki hareketlilik ve hareketsizlik düzeylerini incelemek amacıyla istatistiksel modellemelerle analiz edilmiştir.
Çalışma Grubu: Araştırma, ABD’deki geniş bir nüfus grubunu kapsamaktadır ve kentler arası göç verileri, ülke genelindeki nüfusun demografik, ekonomik ve sosyal özelliklerine dayanmaktadır. Bu kapsamda, 2011 ile 2015 yılları arasında ABD’deki 3.142 ilçe arasında gerçekleşen göç hareketleri incelenmiştir. Veride çeşitliliği sağlamak amacıyla, farklı sosyoekonomik düzeylere ve bölgelere ait kentler seçilmiştir.
Veri Toplama: Bu çalışmada, ABD genelindeki nüfus ve göç verileri kullanılmıştır. Veriler, ABD Nüfus Sayımı ve diğer kamuya açık veri kaynaklarından elde edilmiştir. Toplanan demografik bilgiler arasında yaş, cinsiyet, etnik köken, gelir düzeyi ve eğitim seviyesi yer almıştır. Araştırmada, göç ağlarının incelenmesi için istatistiksel analizlere dayalı bir modelleme kullanılmış ve ilçeler arasındaki göç hareketlerini belirlemek amacıyla yıllık göç verileri değerlendirilmiştir.
Veri Analizi: Çalışma kapsamında toplanan göç verileri, ABD genelindeki kentler arası göç hareketlerini ve hareketsizliği analiz etmek amacıyla istatistiksel modellere tabi tutulmuştur. Veriler, sosyal ağ analizi yöntemleri kullanılarak incelenmiş ve ilçeler arasındaki göç akışları ile hareketsizlik oranları değerlendirilmiştir. Göç hareketleri ile toplumsal ayrışma arasındaki ilişkileri belirlemek üzere regresyon analizi uygulanmış; elde edilen bulgular, farklı bölgeler ve sosyoekonomik gruplar açısından karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları uzmanlar arasında tartışılarak araştırma neticesinde, nihai temalar üzerinde fikir birliğine varılmıştır.
TEMEL BULGULAR
Araştırmacıların ortaya koyduğu merkezî temaya göre, ABD’de kentler arası göç hareketliliği, yerleşik toplulukların sosyoekonomik ayrışmasını derinleştirmektedir. Bu sonuç dört temel tema etrafında şekillenmiştir:
- Hareketsizlik ekonomik fırsatları kısıtlamaktadır: Araştırma, bazı topluluklarda göç hareketliliğinin düşük olmasının, bireylerin ekonomik fırsatlardan faydalanma olasılığını azalttığını göstermektedir. Hareketsizlik, bu toplulukların dış dünyaya erişimini ve sosyal hareketliliğini kısıtlamaktadır.
- Toplumsal ayrışma hareketsizlikle artmaktadır: Göç etmeyen toplulukların sosyal yapılarının daha homojen hale geldiği ve bu durumun toplumsal ayrışmayı artırdığı gözlemlenmiştir. Bu, etnik ve sosyoekonomik hatlar boyunca ciddi eşitsizliklere yol açmaktadır.
- Kırsal alanlarda göç azlığı daha belirgindir: Kırsal bölgelerdeki hareketsizlik oranlarının yüksek olması, bu toplulukların büyüme ve gelişme hızını olumsuz yönde etkilemektedir. Kırsal topluluklar, ekonomik durgunluk ve sosyal izolasyonla karşı karşıya kalmaktadır.
- Hareketsizlik, toplumsal ağların dışa kapalılığına yol açmaktadır: Göç etmeyen topluluklar, dışa kapalı bir yapı geliştirmekte ve yeni insanlara, fikirlere veya fırsatlara açık olamamaktadır. Bu durum, yerleşik toplulukların gelişim olanaklarını sınırlamaktadır.
SONUÇ
Bu çalışmanın sonuçları, kentler arası göç hareketliliğinin azalmasının, ABD’de toplumsal ayrışmayı derinleştirdiğini ortaya koymaktadır. Hareketsizlik, ekonomik fırsatların azalmasına ve toplumsal ağların dışa kapanmasına neden olurken, kırsal bölgelerde bu durum daha belirgin hale gelmiştir. Sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin azaltılması için göç hareketliliğini teşvik eden politikaların geliştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, yerleşik toplulukların daha fazla dışa açılmasını sağlamak ve bölgesel kalkınmayı desteklemek için ekonomik ve sosyal destek mekanizmalarının iyileştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.
KAYNAK: Huang, P., & Butts, C. T. (2023). Rooted America: Immobility and Segregation of the Intercounty Migration Network. American Sociological Review, 88(6), 1031-1065. https://doi.org/10.1177/00031224231212679